oyunumuzda kısa bir ara.

artık gece. benim müziğime mahkumsun, buradaysan.

*om. budizm’de bir canlının yeniden dirilirken çıkardığına inanılan ses.
zaman:
Salı, Eylül 08, 2009
3
söylence.
bir zaman sonra
bakmışız ki yüzümüz iki tane.
elimiz kolumuz çoğalmış bir çok yerdeyiz.
ve biliniz ki,
kader var.
evime geldim oldukça uzun bir zaman aralığından sonra..
evimizden taşınmışız.. yeni evimizin yeni koltuğunun ucuna yabancı yabancı oturuverdim.
annemin gözü gibi baktığı
vakti zamanında kıskandığım çiçekleri ilişti gözüme.
önce pisler dedim çocuk gibi.
sonra baktım
en az benim kadar garip duruyorlardı odanın köşesinde...
kıyamadım kıskandığım tanıdıklarıma...
sonra sonra alıştı onlarda benim gibi.
onlara su verildi
bana taze balık:)
menfaat dünyası.
eve gelmek demek
aile... komşu, akraba,
gidenler, gelenler...
bu kadar üç noktayı sevmem ama
gidipte gelemeyen, gelmesi olası olmayanlar...
acı kahveyle devam eden,
deniz dalgalarının sesi eşliğinde uzun balkon sohbetleri demek ya...
saatler süren sohbetler
ağlaşmalar
annemin sevmediği dedikoduda olmayınca
uzayıp giden öyküler
hepsinden
hepsinden sonra
bazen yaşamak için delirmenin şart olduğunu düşündüm.
aksinin sağlıksız olduğunu...
zira
yaşamak sevmektir ya.
en sevdiğin
en yanında olmak istediğin olmayınca
naparsın dağ çileğinin yabani tadını.
hangi şarkı seni mutlu eder
anısız.
hangi yüz güzel gelir
sevdiğin değilse.
kimini ömrünü bir ettiği saçını ağarttığı
kimini içinde büyüttüğü
kimini yoldaşı
terkederse
uzanıp dokunabilmek mümkün değilse
zamanın ölçülebildiği alemde
bazen tek çaredir delirmek.
aksi daha delilik.
ya da aksi denilen gibi zeytin dikeceksin yetmişinde...
"yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından."
delirmenin en insani olduğunu bildim bu şaka tatilde... dönünce evime önce sevdiğimi sonra en insanları görücem evlerinde...

Duruyorum, sarıya yakın...
zaman:
Cuma, Nisan 24, 2009
0
söylence.
zaman:
Salı, Nisan 14, 2009
2
söylence.
oldukça uzun bir zaman oldu yazmayalı... bu arada kendi kendime söylendim durdum buraya yazacaklarımı. o kadar çok söylenmişim ki yazım bittikten sonra okuyunca (ki normalde yapmam) söylenecek lafım kalmamış, amma saçmalamışım dedim yine. sonra burayı okudupunu bildiğim ve yüzyüze gelmek zorunda kaldığım :) güzel insanlara mahsuben başa geçip bu uyarı yazısını yazma zorunluluğu hissettim. Sanırım Chuck Berry daha katlanılır kılar bozuk ruh hallerini...
Chuck Berry-You never Can Tell (Jack Rabbit Slims Twist Contest)
tüm olanaklar elimdeyken
hep platonik yaşamayı tercih ediyorum.
ayaklarımı kırmızı koltuğuma uzatıp, üzerimde mavi battaniyem, elimde sade kahvemle; dvdmi açıp, sevdiğim klasiklerimden birini açıp saatlerce keyif yapabilirim.. ev sıcacık olur.. yanımda peynirlerim olur (tulum peynir, eski kaşar, çeçil...hmms:) )...